JollyTur’un Tur Diye Sattığı Konaklama ve Ulaşım Hizmeti

Size bir JollyTur işkencesinin nasıl başladığını anlatmak istiyorum.

Yaklaşık 1,5 -2 ay önce kız arkadaşımla beraber 30 Ağustos bayramını gezerek değerlendirmek için tur araştırmaya başladık. Ben aslında turları çok seven bir insan değilim. Bir şehir 1-2 saatte gezmek bana çok anlamlı gelmiyor ama 4 günlük kısa bir sürede ne kadar çok yeri gezersek o kadar iyi diye tura çıkmaya karar verdik. Kız arkadaşım çok hevesli olduğu için tüm araştırmayı o yaptı ve JollyTur’un Bologna-Tuscana turunu önerdi.

Programa baktığınızda aklınıza gelen, standard bir tur programının olduğu ve buna ek olarak da her gün daha fazla yer görmeye yönelik ekstra turların olduğuydu. Bu yanılgıya düştük ve şöyle düşündük: “1. ve 3. günler paralı tura katılırız. Diğer günleri turun kendi ücretsiz programından faydalanırız.”

26 Ağustos gecesi Türkiye’deki OHAL uygulaması nedeniyle SGK kaydı, çalıştığımız yere ve kendi iş yerimize ait bir ton belgeyi tamamlamaya çalıştık. JollyTur bir gün önce uçak biletlerini bize göndereceğini söylediği halde ne eposta geldi ne de bir SMS.

27 Ağustos sabahı belirsizlikler içinde Sabiha Gökçen Havaalanına geldik. Üzerimizde OHAL’de yurtdışına çıkıyor olmanın stresi vardı. Sonra beklememiz gereken uçak bileti alma ve pasaport kontrol sıralarını gördüğümüzde bu stres kat ve kat arttı. Oysa Jolly Tur bize biletlerimizi göndermiş olsaydı belki online checkin yapabilirdik. O bilet kuyruğunu beklemek zorunda kalmazdık.

Yaklaşık 2,5 saatlik bir kuyruk bekledikten sonra uçak biniş kapısına ulaştık ve 15 dakika içinde uçağa bindik. Fakat, Jolly Tur’un sağladığı en ucuzundan uçak biletlerimizin bize maliyeti yüksek oldu ve uçakta havalanmadan 1,5 saat daha bekledik.

Nihayet Bologna Havaalanı’na iniş yaptık. Yarım saatte pasaporttan geçtik ve sözde tur operatörümüz ile havaalanının dışında 17 kişilik tur kafilesiyle birlikte toplandık. Sözleşmede yazan minimum tur katılımcı sayısı olan 25’in çok çok altında bir sayı vardı. Orada da 10-15 dakika bizi otelimize götürecek otobüsü bekledik.

Otobüse bindik ve sözde tur operatörümüz bizi yapılacak turlar ile ilgili bilgilendirdi. 17 kişi olduğumuzu ve eğer kafilenin bir kısmı belli turlara katılmazsa sayı yetersizliği nedeniyle bazı turları yapamayacağını söyledi. Ben açıkçası bu sözleri çok kafama takmadım. Ne de olsa normal tur programı var ve bir şekilde gezeceğiz diye düşünüyorum. Sözde tur operatörüne o zaman bu turlar olmazsa yerine ne yapılacağını sordum. Bana gayet basit bir şekilde hiçbir şey dedi. Yaşadığım şoku size anlatamam. Yani Jolly Tur bize tur diyerek sadece ulaşım ve konaklama satmıştı.

Ben daha ilk şoku atlatamadan, sözde tur operatörü hangi turlara kimlerin katılacağını sordu. Bizim kafamızdaki 1. ve 3. gün turlarınız söyledik. Sözde tur operatörü gerçekten bu işin karlı olmaktan çıktığını ve 17 kişiden bazıları katılmadığı için ve yeterli zaman olmadığı için Pisa turunu yapamayacağını iletti. Otele vardığımızda saat 17:00’dı.

Madem öyle, bir sonraki gün ben araç kiralarım ve kendim Pisa’ya giderim dedim ve bana araç kiralayıp gidersem şehre girerken çok yüksek vergiler ödeyeceğimi söyledi. Yollar çok virajlı, arabayla gitmek çok zor ve tehlikeli dedi. Henüz kendisinin sözde tur rehberi olduğundan haberim olmadığı için durumu kabullendim ve lütfen bizi yarınki tura yazın dedim. İnsan böyle bir durumda sanki oraya boşuna gitmiş ve birşeyler kaçıracakmış hissine kapılıyor. Bir de karşımızdaki insan senelerdir İtalya’da yaşadığını söyleyen bir insan. Sonuçta o yerleri gezerken bize oranın tarihini, kültürünü anlatır diye düşündük.

Büyük gün geldi çattı. Sabah kahvaltı, toplanma derken yola çıktık. Cinque Terre bölgesinde 5 güzel köy varmış ama biz sadece zaman kısıtı nedeniyle 2’sini görebilirmişiz. 2 güzel köyün ilkinde toplam 20 dk. ikincisinde ise 40 dk. zaman geçirdik. Sonrasında da Portofino’ya geçtik. Orada 1,5 saat kaldık. Zaten bu zamanın çoğunu restoranda yemek yiyerek geçirdik. Bazılarınızın aklına rehberlik hizmetinden memnun kaldın mı sorusu gelebilir ama cevabım hangi rehberlik hizmeti olur. Çünkü, rehberi ancak trene biniş ve inişlerde bir de otobüste gördüm. Toplam ettiği cümle sayısı da maksimum 10’dur. 2 kişi bu tura tam 180 Euro ödedik ve kendimiz yapsaydık ve doya doya gezseydik ödeyeceğimiz tutar sadece 82 Euro olacaktı.

Sütten dilim yandı. O yüzden bir sonraki gün turda tanıştığımız 2 arkadaşımızı da ikna edip bir araç kiraladık. Aracı geç kiraladığımız için 113 Euro para vermek zorunda kaldık, JollyTur sağolsun. 4 kişi önce Floransa sonra Siena sonra da Pisa kulesini bir gün içinde gezdik. Toplam 30 Euro benzin ödedik. Yollar ne virajlıydı ne de şehirlerde giriş vergisi ödedik. 143 Euro’ya 4 kişi 360 Euro ödeyeceğimiz çakma tur programından çok daha fazla zevk aldık ve belki de hayatımızda bir daha göremeyeceğimiz harika yerleri doya doya gezdik.

Artık son gün geldi ve utanmadan bir Outlet’i gezdirmek için 25 Euro isteyen JollyTur’un sözde tur rehberi bizi saat 9’da otelden çıkardı. Biz de dedik ki heralde bu kadar erken çıkıyoruz Bologna’da 1-2 saat gezeriz. Saat 14:40’daki uçak için saat 11:00’da havaalanına vardık. Yolda ne kadar ısrar ettiysek de bizi şehir içine sokmamakta kararlıydı. Kendisi ile yaptığımız konuşmaların bir kısmını burada video olarak izleyebilirsiniz. Ayrıca kendisinden tur rehberlik belgesini istediğimde ne Türkiye için ne de İtalya için böyle bir belgeyi gösteremedi.

Evet neredeyse 4 saat Bologna havaalanı içinde bir o yana bir bu yana gezindik durduk. 17 kişi hepimiz birden JollyTur’dan ve sözde tur operatöründen şikayetçiyiz.

 

Aşağıda tura bizimle birlikte katılan başka bir arkadaşımızın görüşlerini de bulabilirsiniz.

Bunun dışında İstanbul dışından gelen katılımcıların da derdi bir degil. Web sayfalarında yazan program ve saat bilgileri de yanlış… Yazmiş ve ilginç olarak hala da duzeltmemiş, İstanbul’a yerel saatle iniş 17:10… Doğal olarak Ankara’dan katılan biz katılımcılar da rötar, vs riskini de alarak 19:10 ucağına dönüş bileti aldık. Ama nooldu? Meğer dönüş saati yerel saat ile 17:10 değil 18:10 imiş, bizim Ankara uçağı kafadan yalan oldu. Bunu da bi zahmet bazı katılımcılara gideceğimizi günün hemen öncesinde uçak biletlerinin yollanması ile keşfettik. Bir kısmımızın bundan hala haberi bile yok… Olacak olan şuydu, Sabiha Gökçen’e indik, saat 18:10 “Aaaaa bak gördün mü Ankara uçağı kaçtı, hay allah…”

Bunu Jolly Tur yetkilisine aktardığımızda 36 saatten fazla bir sürede konuyu çözemediklerinden (ilk algı ve savunma uçak saati değiştiyse biz ne yapalım oldu ama doğrusunu anlatana kadar 12 saat kadar uğraş verdik), alt tarafı “ay pardon bir yanlış yapmışız, sizin dönüş uçak biletlerinizi ayarladık, şu saatte uçuşunuz var” diyecekken onlarca ssat telefon görüşmesi, henüz bir haber yok, yok akşam bu saatten sonra cevap vermezler söylemlerini takiben, biz İtalya’ya indikten sonra bi zahmet bize ulaştılar ve gecenin bir köründe bize uçak bileti ayarlayabileceklerini, bizim onayımız olup olmadığını sordular… Gülelim mi ağlayalım mı bilemedik… Zira her yolcu gibi biz de dönüşümüzü gitmeden garantiye almak, havaalanına indikten sonra eve ulaşabilmek için ayarlamaları da yapmak gerektiğinden tüm hazırlığımızı bitirip öyle çıktık. Ertesi gün, bi zahmet bizi arayan Jolly yetkilisi bir de neden onlardan onay beklemediğimizi, her şekilde yardımcı olacaklarını belirtti. Bize bir gülme daha geldi. Biraz daha sıksa fırça falan çekecekti ama şaşılacak bir şekilde yelkenler suya indi birden, ama orayı çözemedik…

Yani durum o ki neresinden tutsan elimizde kaldı…

Arkadaşımın yukarıda ilettiği tur programına bir de eklemek istediğim, trajikomik bir tane daha var… Outlet…

Dönüş günü sabahına ayarlanan, toplu halde yapılamayan paket tur nedeni ile opsiyonel hale gelen outlet turunu merak ettim nasıl olacaktı?

Outlet, havaalanı yolu üzerinde, saat 10:00’da açılan bir yermiş. Bizim uçak 14:40’ta ve iki saat evvelden havaalanında olmak lazım değil mi? Bu da yapar 12:40…

30-40 dakikasını yola çıkınca kalıyor iki saat… Bir kısmımız gitti outlete, bir kısmımız istemedi. Acaba, bu durumda iki saat içinde outlete giden arkadaşlar gezerken, biz otelde bekliycez, onları alıp gelcek hep beraber havaalanına mı gidecektik yoksa git-gel yapmamak için outlet turuna katılmayacakları otobüse kitleyip diğerleri alışveriş yapana kadar orada mı bekletecekti onu merak ediyorum.

Neymiş efendim, 17 kişiden 10 tanesi -yani yarıdan fazlası- tüm turlara katılacağım demiş ama ekonomik olmadığı gerekçesi ile turlar düzenlenmemiş… Falan filaaaan… O zaman ne akla hizmet sen 17 kişiyi bir tur yapıp gönderiyosun, gönderirken niye durum böyle, riskler bunlar diye uyarmıyorsun diye soruyorum açıkça…
İşin şu anki durum nedir diyecek olursanız… hala tık yok…

 

Bir diğer arkadaşımızın MNG Tur’a yazdıkları aşağıda. Sanırım yurtdışı turlarında yeterli katılımcı olmadığında firmalar farklı iki turu birleştirebiliyorlarmış.

Sayin MNG Turizm yetkilisi;

27 agustos tarihli Toskana turunuza katildik esimle birlikte. Havaalanina vardigimizda bizi kimse karsilamiyordu kendimi 2 ayri sefer aradik ve ulastik rehbere ( zaten bizm numaralarimizda yoktu kendisinde) neyse ucaga bindik ve indigimizde sans eseri bulduk onu ve bindik otobuse konaklayacagimiz otele dogru, 2 saatlik yol boyunce ne italyayi ne toskanayi nede turla ilgili birsey anlatmadi. Kendisi zaten master ogrencisiymis biz onun rehber falan olduguna inanmadik dogrusu. Rehber belgesi de yoktu zaten. 2 saat bombos yolculuk yaptik .Tur paketinde yazilan Pisa turu vardi 17 kisiden 10’u katilmak istedi ve sayi yetersizligiyle(!) tur yapilmadi. Boyle sacma bir neden olamaz…

Gece montecatini ye vardik ve kendisi mekan hakkinda hic bisey bilmiyordu haritadan biseyler bakip sacmalayip durdu. Nerde ne yenir nereler gezilir hic bir fikri yoktu…

Ertesi gun bizi trenle gezdirdi(!) Korkunctu her durakta yarim saat oyalandik ve yola devam ettik hic kimse memnun olmadi ve 90 euro verdik ayrica afra tafra yapip yolculari azarlamasi da cabasiydi

Ertesi gunku floransa turuda sayi azligindan iptal oldu yani tur da hic bir aktivite olmadi toskanaya bosu bosuna gelmis olduk cok sıkıldık ve paramizla rezil olduk! İnanilmaz kotu bir otelde kaldik odalar berbatti banyosu tuvaleti anlatilcak gbi degil. Sanki avrupada degilde 3. Dunya ulkelerinde tatile gelmis gibiydik.

Son gun ucagimiz 14.40 da idi ve rehber bey 09.00 da hazir olamamizi ve oteli bosaltcagimizi soledi 9.30 da ciktik otelden programda outlet vardi ve yine goturemeyecagini soledi yani biz saat 11.00 de havaalaninda olduk. Dusunebiliyor musnuz 11 den saat 15 e kadar kucucuk bir havaalaninda bekledik tam bir skandal!!! İlk kez tura katilmiyoruz daha yeni tatlilsepeti ile barselonaya gittik ve harika bir gezi oldu. Rehberimiz nadir gungordu ruya gbi gecti inanin katilamyi planlamadigimiz turlara bile onu dinlemek icn katildik. Oyle bir turdan sonra bu toskana turu tam bir hayal kirikligiydi cok pisman olduk gittigimizede.

Sizlerle bu bilgilri paylasmak istedik cunku bir daha mng turizm ile bir yere asla gitmeyecegimizi ve bu kotu deneyimi yakinlarimizla da paylasacagimizi bilmenizi isteriz

Saygilar;

Müşterisinden Habersiz Girişimler

Bunu sanırım herkes biliyordur ama hala bazı arkadaşlar daha hiç müşteriye gitmeden bir ürün geliştirmiş oluyorlar. Başarılı olmaz demiyorum ama başarılı olma şansı çok az.

Türk Telekom Pilot’da bir aydır çok faydalı eğitimler alıyoruz ve her eğitim sonrasında kendimi biraz daha hafiflemiş hissediyorum. Sanki ağırlık yapan kum torbalarını atıyorum üzerimden ve hafifleyip daha da yukarılara çıkıyorum. Girişimciler olarak kendi kafamızda oluşturduğumuz saçma bir çok tabuya inanıyoruz. Bunlardan bazıları;

  • Ürün olmadan müşteriye gidemem
  • Müşteriye sadece satış için gidilir
  • Müşterinin problemi açık ve ortada. Bütün problem bundan kaynaklanıyor. Bu sorun çözülürse şirket uçar gider.

Daha aklıma gelmeyen niceleri var. Çok yanlış düşünüyoruz. Ben yaklaşık bir yıldır bu ürün üzerinde uğraşıyorum. Önce temel ihtiyacımız olan botu geliştirdim. Tam 6 aydır da ön yüzün nasıl olması gerektiği hakkında kafa yorup karar vermeye çalışıyorum. Ben kimim acaba bu kadar müşterinin sorununu çözecek bir çözümü çok iyi biliyorum ve bunu kullanacak kişilere sorma gereği bile hissetmiyorum.

Pilot’da öğrendiğim bir şey varsa o da ürüne başlamadan önce çok sayıda (en az 40-50) insanla görüşmek gerektiğidir. Benim gibi kafanıza göre ürünü geliştirmiş olsanız bile hemen bu işi bırakın. LinkedIn’i açın ve sizin sektörünüzden kim varsa ekleyin. Ekleyen kişilere mesaj atın. Cevap veren kişilerle gidin görüşün. Neye ihtiyaç duyduklarını öğrenin ve sizin yaptığınız üründen başka bir ürün hayal ederlerse bunun için onları değil kendinizi suçlayın. Bunca zamanı boşa harcadığınız için kendinize kızın.

Gelecek hafta 8 müşteri adayı ile görüşüp neler istediklerini ve nelere önem verdiklerini göreceğiz. Açıkçası olgun bir ürün oluşmadan önce bunu yapabileceğim kadar çok yapacağım. Mümkün olduğu kadar çok müşteri adayı ile görüşüp başarısız olma riskimi küçülteceğim.

Sosyal Medya’da Kendimizi Kandırıyoruz. Yerine Ne Yapalım?

Pazar sabahında sosyal medya ile yıllardır kafama takılan bazı noktaları kendimce aydınlığa kavuşturmak istiyorum. Olay nereden çıktı derseniz. Bir bisiklet sürücüsünün malesef diğer araçların bizi farketmemesinden yakınması sonrasında gelişen twitleşme döngüsü ile kendi kendime her zaman sorduğum soruyu sordum. Bu twitleri, mesajları gören, o araç sürücülerinden bir tane bile var mıdır acaba? Bu kadar konuşup sadece ama sadece bir insanı bile değiştirebilmiş miyizdir? Pek sanmıyorum.

Öncelikle zaten twitter kullanan insan sayısı memlekette çok az. Facebook’da paylaşsan sadece kendi çevren görür onlar da “aman bizim Serkan yine sinirlenmiş” der geçer.

Bu örneği vermezsem olmayacak. Son günlerde Facebook’un, Ermeni soykırımı iddiaları ve bunun Almanya parlamentosunda kabulu hakkında çalkalandığını bilmeyen yoktur sanırım. Arkadaş listesinde bir tane bile yabancı arkadaşı olmayan yüzlerce insan yok biz soykırım yapmadık, yapsaydık şimdiye Ermeni mi kalırdı? Asıl soykırım bize yapıldı gibi, “körler sağırlar birbirini ağırlar” sözüne cuk diye oturan bir çabalamanın içerisindeler. Bir kişi de kardeşim onlar bizi öldürmüş biz de sonra onları öldürmüşüz ama ikisi de soykırım değil. Fakat, bunca insan ölmeseydi daha güzel olurdu demeye gücü yetmiyor.

Neyse konudan daha fazla ayrılmadan size şunları aktarmak isterim. Twitter ve Facebook’da eğer fenomen değilseniz sizin duygu ve düşüncelerinizin her hangi bir kitleyi etkileme şansı yok. Yani herkesin içindeki liderlik isteğine saygı duyuyorum. Fakat, 120 takipçisi olan bir Twitter kullanıcısının dünyayı Twitter’dan kurtarma çabaları beni sadece gülümsetiyor. Facebook’da ise durum daha da kötü. Twitter’da en azından sizi hiç tanımayan çok sayıda insan sizi takip edebiliyor. Facebook’da ise sadece arkadaşlarınız.

En başa dönersek, bisiklet konusundaki twit döngüsüne şunları yazdım.

  • burada bisikletliler birbirimize yazıyoruz TV’de vb yerlerde reklam yapmak lazım
  • crowdsourcing ile para toplayıp bir reklam çektirsek ve bunu yayınlatsak süper olur
  • diğer cevap
  • sadece şikayet mi edeceğiz eyleme geçmeyelim mi?

Peki ne yapalım?

Bir konuda bir hareket başlatmak ve birşeylerin değişmesini istiyorsak kendimize sormamız gereken bir kaç soru var.

1.Bu sadece beni mi rahatsız ediyor? Kişisel bir problem mi?

Mesela ben Twitter’ı bazen bir bankanın müşteri hizmetlerine ulaşmak için ya da herhangi bir markadan şikayetçi olmak için kullanabiliyorum. Burada toplumsal olarak bir hareket başlatmam gerçekten zor olur. En azından benim gibi aynı sorundan etkilenmiş binlerce insan bulmam lazım. Hepsinin de twitter kullanması lazım 🙁

Fakat bisiklet kullanıcısı yüzlerce insana ulaşabilirim. Bisiklet kullanan çok sayıda insan aynı sorundan muzdarip olabilir. Demek ki toplumsal bir çalışma yapabilirim.

2.Eğer kişisel bir rahatsızlık değilse, toplumun hangi kısmı ve ne kadarı bundan etkileniyor?

Bazı olaylar var ki toplumun neredeyse tamamını etkiliyor. Örneğin elektriğe gelen zam. Burada insanları yönlendirmek çok daha kolay olabilir ama bu durumda da sizin gibi düşünen ve eyleme geçmek isteyen çok sayıda insan olacaktır. Eğer birleşmeyi sağlayamazsanız çok sayıda küçük grup etkisiz bir savunma yapabilirsiniz. Onun için az sayıda grup ve her grupta çok sayıda insan olmalı.

  1. Değişikliğin yapılması gereken yer neresi?

İşte can alıcı noktalardan birisi daha. Değişikliğin yapılmasını istediğiniz yer neresi? Değişikliği toplumun bütününe mi yaymak istiyorsunuz ya da devletin ya da herhangi bir kuruluşun bir eylemde bulunmasını mı istiyorsunuz?

Eğer bir kurum ya da kuruluşun eylemini desteklemek ya da eleştirmek istiyorsanız sizin için en iyi kaynak change.org gibi bir sitede kampanya başlatıp onu sosyal medyadan desteklemek olacaktır. Sosyal medya fenomenlerinden de destek isteyebilirsiniz. Bir kısmı bu tür toplumsal projelere destek veriyorlar.

Peki bisikletin farkedilme sorununa bir çözüm bulmak istiyorsanız ne yapabilirsiniz? Öncelikle kitlemiz belki de hiç internet kullanmayan, Facebook ve Twitter’da aktif olmayan insanlar olabilir. Çoğu zaman da öyledir zaten. O yüzden bu insanlara nasıl ulaşabilirsiniz bunu düşünün. Gazete, radyo ya da TV işinizi görebilir. TV’da bir reklam toplumun algısını bir nebze olsun değiştirebilir. Fakat, TV’de reklam verecek o parayı nerden bulacaksınız?

İşte internete teşekkür etmeniz gereken bir başka yer daha. Pek çoğunuzun bildiğini tahmin ettiğim çok sayıda kitle kaynak (crowdsourcing) siteleri var. Bunların arasında Türk olan da var yabancı olan da. Kickstarter.com dünya çapında en ünlü olanı. Türkiye’de de (burada Türkiye’de crowdsourcing, Türkiye’de kitle kaynak armaları yaptığım halde sonuca ulaşamadım) kitle kaynak projelerinin olduğunu biliyorum.

Sonuç; artık sadece şikayet etmeyi bırakalım ve biraz daha eylem odaklı olalım. Bu ülke bizim, bu dünya bizim. Onu daha iyi bir yer haline getirmek için biraz çabalayalım.

Girişimcinin Yalnızlığı

Kolektif House‘a sabah 10 gibi geldim. Şimdi saat 18:38 ve sabahtan beridir kod yazıyorum. Datapare içerisinde bir dizi düzenleme yaptım ve ilk müşteri adayımız için kaliteli bir veri kümesi çıkartabildim. Onca saatlik emeğin ardından yaptığım bu değişiklikleri birileriyle paylaşmak istedim. Önce Whatsapp’a girdim. Hackquarters (dahil olduğumuz hızlandırma programı)’dan arkadaşlara yazdım. Malum herkesin işi gücü var. Kimse cevap vermedi 🙁 Belki onlar tatilin tadını çıkartıyorlardır :((( Dedim bari mail atayım birilerine açtım sayfayı ama gönderecek kimse yok. Şimdi listeden birine desem ki “Şöyle kod yazdım. Şuraları düzelttim.” Herhalde yanlış gönderdi deyip sil düğmesine basar.

İşte girişimcinin yalnızlığı burada başlıyor sanırım. Hani şu mutlaka bir co-founder bulmalısınız öğretisinin çıkma nedenlerinden biri de bu olabilir. İnsan işin içine girmeden bilemiyor. Yani girişim aleminde işlerin yürümesi için her zaman öncelik para zannediliyor. Elbette paraya çok ihtiyaç var ama en önemli öğelerden biri de size yol gösterecek, sizinle birlikte elini taşın altına koyacak ya da en azından şunu yaptım dediğinizde “Harika olmuş. Eline sağlık” ya da “Oğlum ne gereksiz kod yazmışsın sabahtan beri buna mı uğraştın?” diyecek birinin olması gerekiyor.

Bazılarınız sorabilir sen uslanmaz mısın be adam? Daha yeni co-founder adaylarından sağlam tokat yedin, hala mı co-founder arıyorsun?

Ne yapalım kardeşim umut fakirin ekmeği.

Taht Oyunları – Girişim Serüveni 1

Öncelikle tekrar bir blog denemem ile karşı karşıyayız. Daha önce defalarca blog açtım ve devamlılığını sağlayamadım. Umarım bu sefer farklı olur.

Nedir bu girişimcilik serüveni isterseniz kısa bir bilgi vereyim. 2014 Kasım ayında kurduğum danışmanlık şirketinde 1 yıl sonunda anladım ki danışmanlık çok da girişimcilik sayılmıyor. Bence eğer karşılığını alabiliyorsan kurumsal bir firmada çalışmak çok daha mantıklı. Bu düşüncelerle geçen sene bir ürün üzerine yoğunlaşmaya başladım. En sonunda da Datapare‘i kurmaya karar verdim. Geçen sene Temmuz ayından beridir geceli gündüzlü çalışıyorum. Zaman zaman yanıma ortak(co-founder), çalışma arkadaşı vb. alıyorum ama malesef bazıları çok uzun sürmüyor. İşte blog yazmama tekrar sebep olan olay tam da bu. Son dönemde yaşadığım sıkıntılar beni bunları paylaşmaya itti. Çünkü, şimdi paylaşmazsam yarın bu bilgi tecrübe halini alacak ve sadece ben faydalanabileceğim. Ayrıca belirtmem gerekirki aşağıda paylaştığım düşüncelerin tamamı arkadaşımla yaşadığım bu olaydan kaynaklanmamaktadır. Başka olaylardan aldığım dersleri de burada paylaştım.

Öncesi de var ama bugün olanlardan başlayayım isterseniz. Bugün ortak olmayı düşündüğüm arkadaşlarımdan biri ile yollarımızı ayırma kararı aldık(hala arkadaşız). Sebep ise açıkça söylemek gerekirse hisse paylaşımı. Dilerseniz nasıl ortak olmak gibi bir karar verdiğimizi anlatayım.

Yaklaşık 1-2 ay önce samimi başka bir arkadaşımla işlerin ne kadar yoğun olduğunu ve tek başıma yazılım geliştirme işinin altından artık kalkamadığımı anlattım. O da ortak bir başka arkadaşımızın bana yardım edebileceğini anlattı. Ben de o arkadaşı zaten tanıdığım ve işine güvendiğim için hemen arayıp bu konuda görüşmek istediğimi belirttim. Bir hafta kadar sonra oturup konuşabildik halısaha maçları vb. derken . Bu bir hafta bir girişim için çok uzun sayılır ama girişimci sabreder! Arkadaşıma durumu anlattım. Çok param olmadığını ama dışarıdan bana destek olacak bir arkadaşa aylık belli bir miktar para ayırabileceğimi anlattım. Çünkü, ben de tüm paramı bu ürünü geliştirirken harcadığım için haftanın belli günleri dışarıda çalışmak zorundaydım. Arkadaşım da çekinerek ben para almak yerine ortak olmayı tercih ederim dedi. Ben açıkçası şaşırdım. Çünkü, birisine ben gidip desem, gel ortak olalım sen para alma ben sana hisse vereceğim. Karşımdaki adam aynen şöyle düşünür: Bu adam beni çırpacak(dolandıracak). Nerden biliyorum derseniz daha önce böyle birkaç görüşmem oldu. Konuya dönersek. Ne kadar istiyorsun dediğimde bana %10 dedi. Neyse ben de zaten tanıdığım güvendiğim ve işini iyi yapan biri olduğu için tamam dedim.

Biraz yavaş da olsa sağolsun arayüzün kodlanmasında bana bir kaç hafta yardımcı oldu. Ama devamlı olarak bir isteksizlik seziyorum. “Abi bunu da yapar mısın?” dediğimde işler yapılıyor ama biraz zaman geçiyor. Neyse öyle böyle derken düne kadar geldik. Ben bir yandan geliştirme yapıyorum, bir yandan pazarlama yapıyorum, haftanın 3 günü danışmanlık yapıyorum. Bir de yüksek lisans var. Yani tam bir cümbüş.

İşleri hafifletmek için bir yandan da aramıza bize faydalı olacak insanları katmak için toplantılar yapıyorum. Dün yine, bir başka güvenilir ve başarılı arkadaşımızı ekibe dahil etmenin mutluluğunu yaşıyordum ve kendisini whatsapp grubuna dahil ettim ve bir tanıştırma mesajı attım. Yeni gelen arkadaşımız merhaba dedi. Ama ekipten ses seda yok. Ben de heralde yoğundurlar diyerek geçiştirdim. Ta ki bu sabaha kadar. Açıkçası saat 11 olduğunda artık canım biraz sıkılmaya başladı. Ekip olarak bir şeyler yapmak istiyorum ama insanlar bir hoşgeldin, merhabayı bile birbirlerinden esirgiyorlar. Ben de ekip arkadaşlarıma mesaj attım ve bugün ayrıldığımız arkadaşım ile aramızda geçen mesajlaşmanın özeti aşağıda.

  • Ben de seninle konuşmak istiyordum o yüzden mesaj atmadım.
  • Ok abi konuşalım.
  • Benim hisselerim konusunda sıkıntım var. Bence %10 az.
  • Abi o rakamı sen söylemiştin.
  • Ben “mesela %10” demiştim.
  • Abi malesef bu kadar çalışma ve sıfır risk (işten ayrılmıyor, sermaye desteği vermiyor) için %10 gayet iyi bir oran. Düşün ben aylardır (Temmuz 2015)’den bugüne kadar aralıksız bu işe çalıştım. Arabamı sattım. Kariyerimi bu iş için sıfırladım. Eğer ben de işten çıkıp tüm zamanımı buna ayırırım dersen o zaman başka.
  • Haklısın abi. …
  • Bence yarına kadar düşün.
  • Yok abi bayadır düşünüyorum. Kararım kesin.

 

Olayın sonucunda arkadaşımla ayrıldık. Fakat, hala arkadaş olarak kalacağımıza söz verdik. Umarım bu yazıyı yazdıktan sonra da benimle arkadaş olarak kalır. Fakat, benim bu olayda ve bundan öncekilerde gördüğüm bazı noktaları belirtmem gerekiyor ve bunu girişim ekosistemi için kendime bir borç biliyorum. Sonuçta arkadaşım bir girişimci olmak istiyor ama daha önce bu konuda tecrübesi yok. Ben ilk şirketimi 2008 yılında kurdum ve malesef batırdım. Bu paylaşımları yapmamda ki sebep sadece tecrübelerimizi insanlarla paylaşmak.

  • Bizim ekosistemde herkes kendi yaptığı işin vazgeçilmez olduğunu sanıyor. Oysa ki kimse vazgeçilmez değil. Girişimde bence hisse paylaşımı, yaptığın işin yanında ne kadar uyumlu olduğun ve şirkete iş haricinde ne kattığınla alakalı. Enerji, motivasyon, etik değerler, yeni ufuklar ve sayamadığım çok daha fazlası.
  • Vermeden almak Allah’a mahsus. Önce harıl harıl çalışıp kendini kanıtlamalısın ki sonra birşeyler istemeye yüzün olsun. Bugünkü olayla ilgili konuşmuyorum ama genel olarak birisiyle oturunca adam ben ne kazanırıma odaklanıyor. Oysaki ben ne veririme odaklanması lazım. Çünkü, girişimde verdiklerinle değerlisin aldıklarınla değil.
  • Girişimcilik kurumsal hayata benzemez. Kusura bakmayın ama girişimcilikte özel hayatınızdan birazcık vazgeçmeniz gerekiyor. Ben akşamları çalışmam, haftasonu çalışmam gibi sözlerle girişimci olmayın. Gidin büyük bir şirkete girin sizin de kafanız rahat olsun bizim de.
  • Girişim başarı odaklı olmalı. Bakın elbette para kazanmayı istiyoruz ama inanın benim istediğim paradan daha önce başarı, fayda. İnsanlara faydalı bir iş yaparak başarıya ulaşmak.

 

Girişimcilik dünyasında malesef bir kurallar kitabı yok. Yani benim yaptığım doğru karşı taraf yanlış diyemem ama insanın içinde bir vicdan terazisi var. Herkes duygularını, düşüncelerini ve isteklerini bu terazide tarttıktan sonra dile getirsin.

 

Sağlıcakla kalın