Müşterisinden Habersiz Girişimler

Bunu sanırım herkes biliyordur ama hala bazı arkadaşlar daha hiç müşteriye gitmeden bir ürün geliştirmiş oluyorlar. Başarılı olmaz demiyorum ama başarılı olma şansı çok az.

Türk Telekom Pilot’da bir aydır çok faydalı eğitimler alıyoruz ve her eğitim sonrasında kendimi biraz daha hafiflemiş hissediyorum. Sanki ağırlık yapan kum torbalarını atıyorum üzerimden ve hafifleyip daha da yukarılara çıkıyorum. Girişimciler olarak kendi kafamızda oluşturduğumuz saçma bir çok tabuya inanıyoruz. Bunlardan bazıları;

  • Ürün olmadan müşteriye gidemem
  • Müşteriye sadece satış için gidilir
  • Müşterinin problemi açık ve ortada. Bütün problem bundan kaynaklanıyor. Bu sorun çözülürse şirket uçar gider.

Daha aklıma gelmeyen niceleri var. Çok yanlış düşünüyoruz. Ben yaklaşık bir yıldır bu ürün üzerinde uğraşıyorum. Önce temel ihtiyacımız olan botu geliştirdim. Tam 6 aydır da ön yüzün nasıl olması gerektiği hakkında kafa yorup karar vermeye çalışıyorum. Ben kimim acaba bu kadar müşterinin sorununu çözecek bir çözümü çok iyi biliyorum ve bunu kullanacak kişilere sorma gereği bile hissetmiyorum.

Pilot’da öğrendiğim bir şey varsa o da ürüne başlamadan önce çok sayıda (en az 40-50) insanla görüşmek gerektiğidir. Benim gibi kafanıza göre ürünü geliştirmiş olsanız bile hemen bu işi bırakın. LinkedIn’i açın ve sizin sektörünüzden kim varsa ekleyin. Ekleyen kişilere mesaj atın. Cevap veren kişilerle gidin görüşün. Neye ihtiyaç duyduklarını öğrenin ve sizin yaptığınız üründen başka bir ürün hayal ederlerse bunun için onları değil kendinizi suçlayın. Bunca zamanı boşa harcadığınız için kendinize kızın.

Gelecek hafta 8 müşteri adayı ile görüşüp neler istediklerini ve nelere önem verdiklerini göreceğiz. Açıkçası olgun bir ürün oluşmadan önce bunu yapabileceğim kadar çok yapacağım. Mümkün olduğu kadar çok müşteri adayı ile görüşüp başarısız olma riskimi küçülteceğim.

Sosyal Medya’da Kendimizi Kandırıyoruz. Yerine Ne Yapalım?

Pazar sabahında sosyal medya ile yıllardır kafama takılan bazı noktaları kendimce aydınlığa kavuşturmak istiyorum. Olay nereden çıktı derseniz. Bir bisiklet sürücüsünün malesef diğer araçların bizi farketmemesinden yakınması sonrasında gelişen twitleşme döngüsü ile kendi kendime her zaman sorduğum soruyu sordum. Bu twitleri, mesajları gören, o araç sürücülerinden bir tane bile var mıdır acaba? Bu kadar konuşup sadece ama sadece bir insanı bile değiştirebilmiş miyizdir? Pek sanmıyorum.

Öncelikle zaten twitter kullanan insan sayısı memlekette çok az. Facebook’da paylaşsan sadece kendi çevren görür onlar da “aman bizim Serkan yine sinirlenmiş” der geçer.

Bu örneği vermezsem olmayacak. Son günlerde Facebook’un, Ermeni soykırımı iddiaları ve bunun Almanya parlamentosunda kabulu hakkında çalkalandığını bilmeyen yoktur sanırım. Arkadaş listesinde bir tane bile yabancı arkadaşı olmayan yüzlerce insan yok biz soykırım yapmadık, yapsaydık şimdiye Ermeni mi kalırdı? Asıl soykırım bize yapıldı gibi, “körler sağırlar birbirini ağırlar” sözüne cuk diye oturan bir çabalamanın içerisindeler. Bir kişi de kardeşim onlar bizi öldürmüş biz de sonra onları öldürmüşüz ama ikisi de soykırım değil. Fakat, bunca insan ölmeseydi daha güzel olurdu demeye gücü yetmiyor.

Neyse konudan daha fazla ayrılmadan size şunları aktarmak isterim. Twitter ve Facebook’da eğer fenomen değilseniz sizin duygu ve düşüncelerinizin her hangi bir kitleyi etkileme şansı yok. Yani herkesin içindeki liderlik isteğine saygı duyuyorum. Fakat, 120 takipçisi olan bir Twitter kullanıcısının dünyayı Twitter’dan kurtarma çabaları beni sadece gülümsetiyor. Facebook’da ise durum daha da kötü. Twitter’da en azından sizi hiç tanımayan çok sayıda insan sizi takip edebiliyor. Facebook’da ise sadece arkadaşlarınız.

En başa dönersek, bisiklet konusundaki twit döngüsüne şunları yazdım.

  • burada bisikletliler birbirimize yazıyoruz TV’de vb yerlerde reklam yapmak lazım
  • crowdsourcing ile para toplayıp bir reklam çektirsek ve bunu yayınlatsak süper olur
  • diğer cevap
  • sadece şikayet mi edeceğiz eyleme geçmeyelim mi?

Peki ne yapalım?

Bir konuda bir hareket başlatmak ve birşeylerin değişmesini istiyorsak kendimize sormamız gereken bir kaç soru var.

1.Bu sadece beni mi rahatsız ediyor? Kişisel bir problem mi?

Mesela ben Twitter’ı bazen bir bankanın müşteri hizmetlerine ulaşmak için ya da herhangi bir markadan şikayetçi olmak için kullanabiliyorum. Burada toplumsal olarak bir hareket başlatmam gerçekten zor olur. En azından benim gibi aynı sorundan etkilenmiş binlerce insan bulmam lazım. Hepsinin de twitter kullanması lazım 🙁

Fakat bisiklet kullanıcısı yüzlerce insana ulaşabilirim. Bisiklet kullanan çok sayıda insan aynı sorundan muzdarip olabilir. Demek ki toplumsal bir çalışma yapabilirim.

2.Eğer kişisel bir rahatsızlık değilse, toplumun hangi kısmı ve ne kadarı bundan etkileniyor?

Bazı olaylar var ki toplumun neredeyse tamamını etkiliyor. Örneğin elektriğe gelen zam. Burada insanları yönlendirmek çok daha kolay olabilir ama bu durumda da sizin gibi düşünen ve eyleme geçmek isteyen çok sayıda insan olacaktır. Eğer birleşmeyi sağlayamazsanız çok sayıda küçük grup etkisiz bir savunma yapabilirsiniz. Onun için az sayıda grup ve her grupta çok sayıda insan olmalı.

  1. Değişikliğin yapılması gereken yer neresi?

İşte can alıcı noktalardan birisi daha. Değişikliğin yapılmasını istediğiniz yer neresi? Değişikliği toplumun bütününe mi yaymak istiyorsunuz ya da devletin ya da herhangi bir kuruluşun bir eylemde bulunmasını mı istiyorsunuz?

Eğer bir kurum ya da kuruluşun eylemini desteklemek ya da eleştirmek istiyorsanız sizin için en iyi kaynak change.org gibi bir sitede kampanya başlatıp onu sosyal medyadan desteklemek olacaktır. Sosyal medya fenomenlerinden de destek isteyebilirsiniz. Bir kısmı bu tür toplumsal projelere destek veriyorlar.

Peki bisikletin farkedilme sorununa bir çözüm bulmak istiyorsanız ne yapabilirsiniz? Öncelikle kitlemiz belki de hiç internet kullanmayan, Facebook ve Twitter’da aktif olmayan insanlar olabilir. Çoğu zaman da öyledir zaten. O yüzden bu insanlara nasıl ulaşabilirsiniz bunu düşünün. Gazete, radyo ya da TV işinizi görebilir. TV’da bir reklam toplumun algısını bir nebze olsun değiştirebilir. Fakat, TV’de reklam verecek o parayı nerden bulacaksınız?

İşte internete teşekkür etmeniz gereken bir başka yer daha. Pek çoğunuzun bildiğini tahmin ettiğim çok sayıda kitle kaynak (crowdsourcing) siteleri var. Bunların arasında Türk olan da var yabancı olan da. Kickstarter.com dünya çapında en ünlü olanı. Türkiye’de de (burada Türkiye’de crowdsourcing, Türkiye’de kitle kaynak armaları yaptığım halde sonuca ulaşamadım) kitle kaynak projelerinin olduğunu biliyorum.

Sonuç; artık sadece şikayet etmeyi bırakalım ve biraz daha eylem odaklı olalım. Bu ülke bizim, bu dünya bizim. Onu daha iyi bir yer haline getirmek için biraz çabalayalım.

Girişimcilik ve girişim ekosistemi