Tecrübeli Yazılım Geliştiriciler

İş görüşmesi yaptığım 12 yıllık tecrübesi olduğunu iddia eden bir arkadaş ile yeni mezun bir arkadaşa benzer projeyi ödev olarak veriyorum. Tecrübeli arkadaş süre bitiminde tek bir satır kod yazmadan bana nasıl yapılacağını anlatan bir eposta atıyor. Yeni mezun arkadaş 1-2 gün ek süre istiyor ve uğraştığını belirtiyor. Ben de ok diyorum. Sonra projeyi gönderiyor. Proje mükemmel değil. 3-5 satır bir siteden, 3-5 satır başka siteden alınarak oluşturulmuş bir kod. Fakat, emek var. Öğrenme isteği var. Sonucu tahmin edersiniz. Yeni mezun arkadaş ile 8 aydır çok mutlu mesut çalılıyoruz. Nerdeyse backend tarafını tamamiyle ona aktaracağım. Diğer arkadaş ise hala aynı işyerinde çalışıyor. İş bulamamış bol bol sosyal medya paylaşımı yapıyor.

Türkiye’de Yatırımcılar

Yatırımcının kapısını çaldığınızda sizden global bir şirket olup olamayacağınızı sorar. Eğer global bir şirket olma potansiyeliniz varsa global yatırımcıların verdiği kadar parayı yatırımcıdan isteyin. Yani size 100-200bin Tl teklif eden yatırımcıya gülüp geçin. Galiba Türkiye’de bu nedenle yatırım alamıyorum 🙂

Girişimde Partnerin Önemi

Girişimde partnerlik konusu çok önemli. Datapare’de belki de yaptığım en iyi hamle Hackquarters’dan destek almam olabilir. Özellikle tek kurucu olduğumdan çok sayıda işde HQ’dan faydalandım. Satışlarımın hepsi bir vesileyle onlar sayesinde oldu. Yuvako ile KH sanayide tanıştım. Orada da HQ nedeniyle bulunuyordum. Aynı şekilde LC Waikiki ile HQ’nun bir etkinliğinde tanıştım. İş Bankası inovasyon ekibiyle HQ’nun kurucusu Kaan Akın tanıştırdı. Saçma sapan bir insana neredeyse şirket hisselerinin %20 sini verip cofounder yapacaktım ama neyse ki Kaan yine uyardı ve bu yanlıştan kısa sürede döndüm. Siz siz olun girişimcilik yolunda adımlarınızı sağlam atın.

Ahlaki Bir Hastalık: İş Beğenmeme

Dün stajer bir arkadaşımız işten ayrıldı. Neden ayrıldığını sorduğumda bilgisayar mühendisliği 2. Sınıf öğrencisi olan arkadaş şirketin ona birşey katmadığını söyledi. Bu da bana yıllar öncesinden bir anımı hatırlattı.

Sene 2001. Ege Üniversitesi makina mühendisliğini bırakıp Uludağ üniversitesi endüstri mühendisliğine tekrar üniversite sınava girerek geçtim. Babam, madem okulu bıraktın benden sana artık aylık şu kadar para gerisini sen kazan dedi. Ben de çaresizce orada burada iş arıyorum. Okul şehir dışında, yurtta kalıyorum. Tek çarem okulda çalışmak. Ege’den hatırladığım kadarıyla kütüphanede öğrenciler çalışabiliyor. Gittim kütüphaneye. Görevlilere sordum. Burada öğrenci çalışıyor mu? Hayır dediler. Hayal kırıklığı içinde kütüphaneden çıkıyorum. İçimden bir ses pes etme diyor. O kadar çok kişisel gelişim kitabı okumuşum ki. İçimden bir ses devamlı olur bu iş diyo 🙂 boşuna mı okudum Oğuz Saygın, Mümin Sekman, Anthony Robins kitaplarını. Tam kapıdan çıkarken geri döndüm. Müdürün odasına çıkıp ona da sormak istedim. Sonuçta birisi beni başından savmış olabilir. Tam merdivene adımımı attım. Görevli hop dur bakalım nereye dedi. Dedim müdürle konuşucam. Ne konuşacaksın dedi? Benim burada çalışmam lazım dedim. Anlamadı ama hafif bir gülümsedi. Gel benle dedi. Çıktık müdürün odasına gitti konuştu müdürle. Müdür demiş gelsin. Girdim odaya karşımda böyle otoriter ama anacan bir kadın. Dedim ben burada çalışmak istiyorum. Nasıl yani dedi? Dedim ben Ege’de gördüm öğrenciler kütüphanede çalışıyor. Ben de burada çalışmak istiyorum. Bizim burada öğrenciler çalışmıyor dedi. Ama ben yine de bir sorayım deyip, masadaki kare kağıtlardan birine numaramı yazdı ve ben sana haber veririm dedi. Ben içimden beni başından savdı diye geçirdim. Teşekkür ettim çıktım odadan. Bir hafta sonra bir telefon geldi. Telefondaki ses ben Uludağ Üniversitesi Kütüphanesi müdürü Neşe …
Pazartesi işe başlayabilirsin dedi. Nasıl sevindiğimi anlatamam. Aylık babamdan gelen 250 TL’ye 110TL daha ekledim. Neyse bu kısım daha hikayenin başlangıcı bizim öğrenci arkadaşın iş beğenmemesi ile alakası yok. Asıl hikaye şimdi başlıyor. Neyse ben Pazartesi’yi zor ettim. Hayaller kuruyorum işte kütüphanede çalışıcam kitaplar içinde yüzücem şöyle okuycam böyle yazıcam. Bana ne yaptırcaklar acaba diye de düşünüyorum. Gittim şimdi daha önce parttime öğrenci çalışmamış hiç. Müdür yardımcısı garip biri. Neşe hanım beni ona teslim etti. İlk sorduğu soru sql biliyor musun? Dedim o nedir ki? Meğer sql server demek istiyormuş. Ben dedim bilmiyorum. Öğrenmem gerekiyorsa hemen öğrenirim dedim. Yok bilmesen daha iyi dedi. Sonradan aklım erdi milletin telefon numarasına falan ulaşmamam için soruyormuş. Dedim format atarım bilgisyar sök tak yaparım. Yanında da yardımcısı gibi yeni mezun biri var. Ona şöyle yap böyle yap diyo. Neyse ben dedim bilgisaya başına oturtacaklar falan nasıl seviniyorum. Üst katları gezdik alt kata indik falan. Alt katta dediler burası kitapların teslim alındığı yer falan. Sonra bombayı patlattılar. Sen burada çalışacaksın. Moral bozukluğumu anlatamam. Bilgisayar başında yapacağım işin hayalini kurarken bana kitap dizdireceklerini farkettim. İlk bir kaç gün devamlı olarak etrafıma şikayette bulundum. Neşe hanımla konuşucam ben bu işi yapamam falan 🙂 neyse ben kimim ki demem 3-5 günü aldı. Sonra kitap dizmeye başladım. Bilgisayara ilgimi alakamı gören o katın yöneticisi arada bir bilgisayar başına oturup kitap teslim almama izin veriyordu. O zamana kadar gördüğüm en hızlı internet oradaydı. Saniye de 1,8 MB hızla indirme yapıyordum. Mega bit anlamında 14 mega bit eder. Sene 2001 ve üniversitede böyle bir hız var ama sene 2017 olmuş biz hala bazı servis sağlayıcılarda 8 megabiti zor görüyoruz. Toplumsal mesajı da verdikten sonra konuya dönelim. Bilgisayar başında 1 saat harcıyorsam 4 saat kitap dizerek geçiriyorum. Tek başıma da değilim benden yaşça büyük çok sayıda sözleşmeli personel var. Benim iş beğenmeme gıcık oldular tabi. Gel zaman git zaman alıştılar bana ben de onlara. O kadar idealistim ki o zamanlar. 5 dakika işten kaytarsam inanılmaz bir vicdan azabıyla mesai sonrası o kaytardığım kadar çalışıyorum. Endüstri mühendisliği okumanın da etkisiyle verimlilik mevzusuna takmışım o zamanlar. Elimde verimsiz ne varsa düzeltmeye çalışıyorum. Baktım kitap dizme işlemi çok yavaş ilerliyor. Aha dedim ben bunu düzeltirim. İş şu aslında. Kitaplar gelişi güzel arabalara konuyor. Herkes o arabadan bir tane alıyor ve gezmeye başlıyorlar kitapları dize dize. Her kitabı tek tek yerini buluyor ve yerleştiriyor. Aynı noktaya defalarca git gel yapıyor. Dedim tamam bu süreci düzeltmemiz lazım. Boş bir dolabın üzerine tüm kitapları koydum. Sonra kitapları sıraya dizerek arabalara yerleştirdim. Böylece arabayla daha az gezilecek ve işler daha çabuk bitecek. Bana karşı oluşan tepkiyi anlatamam. Kaytarıcı ekip bana iyice kıl oldu. Sağolsun Fatih abi vardı. Ben yanındayım Serkan dedi. Onunla kitapları önceden diziyoruz sonra yerleştiriyoruz. İşi baya hafiflettik. Sonra daha başka bir sürü yöntem uyguladık. O tek numaraları dizdi ben çiftleri. O başka araba aldı ben başka araba. Bolca vakit geçirdik. Yalnız ben baya alıştım işe. Severek yapıyorum. Sonra Fatih abi okul içerisinde başka bir bölüme geçti. Nasıl üzüldüm anlatamam. Mecburen kabullendim. Arada bir yanına gidiyorum konuşup sohbet ediyoruz. Sonra bir gün yanına gittiğimde Serkan sana bir iş buldum dedi. Orada çalışan hocalardan birinin özel bir şirketteki arkadaşları şöyle cevval, iş bitiren, akıllı ( off bende de ne ego var) birileri var mı diye hocaya sormuşlar. Hoca da Fatih abiye mi sormuş yoksa bu olaya kulak misafiri mi olmuş bilmiyorum. Olay bana intikal etti haliylen. Bursa’da büyük danışmanlık şirketlerinden birisinde 1. Sınıfın ikinci döneminde çalışmaya başladım. O zamanlar bizim bölümde 4. Sınıfta bile çalışan insan sayısı 3’ü geçmezdi. Ben de ne havalar 🙂 neyse kıssadan hisse. Arkadaşlar elinizde ne tür bir iş olursa olsun. Lütfen hakkıyla yapın. O hakkıyla yaptığınız iş size eninde sonunda bir kapı açar. İşin size birşey katmadığını düşünürsünüz ama o iş sizin hayatınızı değiştirir.

Müşterisinden Habersiz Girişimler

Bunu sanırım herkes biliyordur ama hala bazı arkadaşlar daha hiç müşteriye gitmeden bir ürün geliştirmiş oluyorlar. Başarılı olmaz demiyorum ama başarılı olma şansı çok az.

Türk Telekom Pilot’da bir aydır çok faydalı eğitimler alıyoruz ve her eğitim sonrasında kendimi biraz daha hafiflemiş hissediyorum. Sanki ağırlık yapan kum torbalarını atıyorum üzerimden ve hafifleyip daha da yukarılara çıkıyorum. Girişimciler olarak kendi kafamızda oluşturduğumuz saçma bir çok tabuya inanıyoruz. Bunlardan bazıları;

  • Ürün olmadan müşteriye gidemem
  • Müşteriye sadece satış için gidilir
  • Müşterinin problemi açık ve ortada. Bütün problem bundan kaynaklanıyor. Bu sorun çözülürse şirket uçar gider.

Daha aklıma gelmeyen niceleri var. Çok yanlış düşünüyoruz. Ben yaklaşık bir yıldır bu ürün üzerinde uğraşıyorum. Önce temel ihtiyacımız olan botu geliştirdim. Tam 6 aydır da ön yüzün nasıl olması gerektiği hakkında kafa yorup karar vermeye çalışıyorum. Ben kimim acaba bu kadar müşterinin sorununu çözecek bir çözümü çok iyi biliyorum ve bunu kullanacak kişilere sorma gereği bile hissetmiyorum.

Pilot’da öğrendiğim bir şey varsa o da ürüne başlamadan önce çok sayıda (en az 40-50) insanla görüşmek gerektiğidir. Benim gibi kafanıza göre ürünü geliştirmiş olsanız bile hemen bu işi bırakın. LinkedIn’i açın ve sizin sektörünüzden kim varsa ekleyin. Ekleyen kişilere mesaj atın. Cevap veren kişilerle gidin görüşün. Neye ihtiyaç duyduklarını öğrenin ve sizin yaptığınız üründen başka bir ürün hayal ederlerse bunun için onları değil kendinizi suçlayın. Bunca zamanı boşa harcadığınız için kendinize kızın.

Gelecek hafta 8 müşteri adayı ile görüşüp neler istediklerini ve nelere önem verdiklerini göreceğiz. Açıkçası olgun bir ürün oluşmadan önce bunu yapabileceğim kadar çok yapacağım. Mümkün olduğu kadar çok müşteri adayı ile görüşüp başarısız olma riskimi küçülteceğim.

Sosyal Medya’da Kendimizi Kandırıyoruz. Yerine Ne Yapalım?

Pazar sabahında sosyal medya ile yıllardır kafama takılan bazı noktaları kendimce aydınlığa kavuşturmak istiyorum. Olay nereden çıktı derseniz. Bir bisiklet sürücüsünün malesef diğer araçların bizi farketmemesinden yakınması sonrasında gelişen twitleşme döngüsü ile kendi kendime her zaman sorduğum soruyu sordum. Bu twitleri, mesajları gören, o araç sürücülerinden bir tane bile var mıdır acaba? Bu kadar konuşup sadece ama sadece bir insanı bile değiştirebilmiş miyizdir? Pek sanmıyorum.

Öncelikle zaten twitter kullanan insan sayısı memlekette çok az. Facebook’da paylaşsan sadece kendi çevren görür onlar da “aman bizim Serkan yine sinirlenmiş” der geçer.

Bu örneği vermezsem olmayacak. Son günlerde Facebook’un, Ermeni soykırımı iddiaları ve bunun Almanya parlamentosunda kabulu hakkında çalkalandığını bilmeyen yoktur sanırım. Arkadaş listesinde bir tane bile yabancı arkadaşı olmayan yüzlerce insan yok biz soykırım yapmadık, yapsaydık şimdiye Ermeni mi kalırdı? Asıl soykırım bize yapıldı gibi, “körler sağırlar birbirini ağırlar” sözüne cuk diye oturan bir çabalamanın içerisindeler. Bir kişi de kardeşim onlar bizi öldürmüş biz de sonra onları öldürmüşüz ama ikisi de soykırım değil. Fakat, bunca insan ölmeseydi daha güzel olurdu demeye gücü yetmiyor.

Neyse konudan daha fazla ayrılmadan size şunları aktarmak isterim. Twitter ve Facebook’da eğer fenomen değilseniz sizin duygu ve düşüncelerinizin her hangi bir kitleyi etkileme şansı yok. Yani herkesin içindeki liderlik isteğine saygı duyuyorum. Fakat, 120 takipçisi olan bir Twitter kullanıcısının dünyayı Twitter’dan kurtarma çabaları beni sadece gülümsetiyor. Facebook’da ise durum daha da kötü. Twitter’da en azından sizi hiç tanımayan çok sayıda insan sizi takip edebiliyor. Facebook’da ise sadece arkadaşlarınız.

En başa dönersek, bisiklet konusundaki twit döngüsüne şunları yazdım.

  • burada bisikletliler birbirimize yazıyoruz TV’de vb yerlerde reklam yapmak lazım
  • crowdsourcing ile para toplayıp bir reklam çektirsek ve bunu yayınlatsak süper olur
  • diğer cevap
  • sadece şikayet mi edeceğiz eyleme geçmeyelim mi?

Peki ne yapalım?

Bir konuda bir hareket başlatmak ve birşeylerin değişmesini istiyorsak kendimize sormamız gereken bir kaç soru var.

1.Bu sadece beni mi rahatsız ediyor? Kişisel bir problem mi?

Mesela ben Twitter’ı bazen bir bankanın müşteri hizmetlerine ulaşmak için ya da herhangi bir markadan şikayetçi olmak için kullanabiliyorum. Burada toplumsal olarak bir hareket başlatmam gerçekten zor olur. En azından benim gibi aynı sorundan etkilenmiş binlerce insan bulmam lazım. Hepsinin de twitter kullanması lazım 🙁

Fakat bisiklet kullanıcısı yüzlerce insana ulaşabilirim. Bisiklet kullanan çok sayıda insan aynı sorundan muzdarip olabilir. Demek ki toplumsal bir çalışma yapabilirim.

2.Eğer kişisel bir rahatsızlık değilse, toplumun hangi kısmı ve ne kadarı bundan etkileniyor?

Bazı olaylar var ki toplumun neredeyse tamamını etkiliyor. Örneğin elektriğe gelen zam. Burada insanları yönlendirmek çok daha kolay olabilir ama bu durumda da sizin gibi düşünen ve eyleme geçmek isteyen çok sayıda insan olacaktır. Eğer birleşmeyi sağlayamazsanız çok sayıda küçük grup etkisiz bir savunma yapabilirsiniz. Onun için az sayıda grup ve her grupta çok sayıda insan olmalı.

  1. Değişikliğin yapılması gereken yer neresi?

İşte can alıcı noktalardan birisi daha. Değişikliğin yapılmasını istediğiniz yer neresi? Değişikliği toplumun bütününe mi yaymak istiyorsunuz ya da devletin ya da herhangi bir kuruluşun bir eylemde bulunmasını mı istiyorsunuz?

Eğer bir kurum ya da kuruluşun eylemini desteklemek ya da eleştirmek istiyorsanız sizin için en iyi kaynak change.org gibi bir sitede kampanya başlatıp onu sosyal medyadan desteklemek olacaktır. Sosyal medya fenomenlerinden de destek isteyebilirsiniz. Bir kısmı bu tür toplumsal projelere destek veriyorlar.

Peki bisikletin farkedilme sorununa bir çözüm bulmak istiyorsanız ne yapabilirsiniz? Öncelikle kitlemiz belki de hiç internet kullanmayan, Facebook ve Twitter’da aktif olmayan insanlar olabilir. Çoğu zaman da öyledir zaten. O yüzden bu insanlara nasıl ulaşabilirsiniz bunu düşünün. Gazete, radyo ya da TV işinizi görebilir. TV’da bir reklam toplumun algısını bir nebze olsun değiştirebilir. Fakat, TV’de reklam verecek o parayı nerden bulacaksınız?

İşte internete teşekkür etmeniz gereken bir başka yer daha. Pek çoğunuzun bildiğini tahmin ettiğim çok sayıda kitle kaynak (crowdsourcing) siteleri var. Bunların arasında Türk olan da var yabancı olan da. Kickstarter.com dünya çapında en ünlü olanı. Türkiye’de de (burada Türkiye’de crowdsourcing, Türkiye’de kitle kaynak armaları yaptığım halde sonuca ulaşamadım) kitle kaynak projelerinin olduğunu biliyorum.

Sonuç; artık sadece şikayet etmeyi bırakalım ve biraz daha eylem odaklı olalım. Bu ülke bizim, bu dünya bizim. Onu daha iyi bir yer haline getirmek için biraz çabalayalım.